Ana içeriğe atla

Kayıtlar

"yumurta" (the egg)

                                                                Creazione di Adamo , Michelangelo (1512) Öldüğünde evine gidiyordun. Bir araba kazasıydı. Özellikle dikkat edilecek bir şey yok ama ölümcüldü. Arkanda eşini ve iki çocuğunu bıraktın. Acısız bir ölümdü. İlk yardım görevlileri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar ama faydasızdı. İnan bana, vücudun tamamen parçalanmıştı. Ve işte benimle tanıştın. “Ne… Ne oldu?” diye sordun. “Neredeyim?” “Öldün” dedim, gerçeği söyleyerek. Yumuşak sözlere gerek yok. “Kamyon… Patinaj yapan bir kamyon vardı…” “Ben… Ben öldüm mü?” “Öyle. Ama o kadar üzülme. Herkes ölür.” dedim. Etrafa bakındın. Hiçbir şey yoktu. Sadece sen ve ben. “Bu yer de ne?” diye sordun. “Ahiret mi?” “Fazlası ya da azı.” dedim. “Sen Tanrı mısın?” diye sordun. “Öyle” diye cevapladı...

"ikincil ruhla pis-duvar buluşmaları"

  on iki sandalyeli bir masayla, masanın gençliğinden konuşuyorduk. on bir sandalye ve iki intihar büyütmüş balkon pür dikkat beni dinliyorlardı. zamanın mücadelesi armağan etmişti bizi, birbirimize. pireli bir devletin kanatlarının arasındaki karıncalardık. ne söylesek ayıptı biraz söylemesi. dahası an, tıbben ölüydü. atık kamyonlarında mühürlü bir yürek şehir çöplüğünde martı ziyafetinden önce bir film setine emanet edilirdi belki, korkuturdu yine bizi. senin dünyanda vapur kalkınca balıklar çamaşır yıkardı içindeki hileli sayaçların aritmetiği sıfırdan sıkılmıyordu bir türlü tırabzanlardan aşağıya ayaklarını sallandırıp annesine hınzır hınzır gülen o çocuk uçurumlara gözlerini gıdıklatacak yaşa çoktan geldi. ama ikimiz de biliyorduk elleri harita kadar acılı her annenin son görevi çocuğunu öleceği yaşa büyütmekti. sağır ve dilsizler ülkesinde kulaktan kulağa oynarken özgürlük düşün, sigaranla aynıydı aşkının geleceği duman hali. şimdi biz, yatırıl...

"evet, elbette acıtır"

  Elbet acı duyar tomurcuklar açarken. Neden gecikirdi yoksa bahar gelmekte? Neden bizim ateşli özlemimiz donup gitsin acılarla Yaprakların içindeydi tomurcuklar bütün kış. Nedir yeni olan, doğurtan ve fışkırtan her şeyi? Elbet acı duyar tomurcuklar açarken Acı duyar büyürken ve direnirken. Güçtür elbet damlaların düşüşü. Korkudan titreyerek asıldıkları yerde ne kadar sarılsalar da dallara kurtuluş yoktur, düşerler ağırlıklarıyla toprağa. Güçtür bilinemezlilik, güvensizlik ve ayrılış güçtür uçurumlarda çağırmak birini gene de tutunabilmek titreyerek ve kalabilmek ve düşünebilmek Artık hiçbir şeyin yararı yoktur doğuşa sevinçler fışkırır tomurcuklar dallarda tüm korkular yok olur ışıldayarak yere düşer damlalar unuturlar doğuşun korkusunu unuturlar yolculuğun korkusunu o büyük güvenceyi duyarlar bir an dünyayı yaratan. Karin Boye Notlar:   * Şiirin orijinal adı "ja visst gör det ont." Şiiri çeviren Özkan Mert * Karin, 23 Nisan 1941 günü ormana gider. Cebinden çıkardığı uyku ...

leyla'yı gebertmek

seni unutmak ne güzel seni unutmak eski bi mahallede çingene kadınların dansıyla hatırlamak seni seni soymak sonra bütün günahlarından azizelik, ermişlik ve bilgelik eklemek sana seni güzel hatırlamak seni sensiz bilmek ne güzel seni evrene fırlatmak hiçliğe karıştırmak atom bombası patlatmak sende doğduğuma pişman ola ola sende kala kala seni gebertmek ne güzel leyla Aydoğan K

eski bir arkadaşın ardından bende kalanlar ve kalmayanlar

Bülent’in ölüm haberini ilk duyduğumda, onu yakından tanımış herkesin vereceği tepkiyi ben de verdim: “Gene bir şaka yapıyor ama dur bakalım, altından ne çıkacak?” Şaka değilmiş. Bülent Parlak’la yanlış hatırlamıyorsam 2008 yılında tanıştık. Önce internet üzerinden başlayan muhabbetimiz, -benden kaynaklı tembelce ertelemeler sebebiyle- ancak aylar sonra yüz yüze gelmemizle devam etti. Bülent’le, 2011 yılının temmuz ayında arkadaşlığımızı sonlandırdık. İtiraf etmekte mahzur yok; arkadaşlığımızı bitiren sözün ima ettiği şey doğru ama kelime seçimlerim baştan sona yanlıştı. Bugün olsa, yine aynı şeyi kastederek konuşurdum, fakat kelimelerimi özenle seçerdim. İkimizin de ekim ayı doğumlu terazi burcu olmamızdan mı kaynaklıydı, neydi bilmiyorum ama hayatımda Bülent kadar iyi anlaştığım kimse olmadı. Ruh ikizim gibi bir şeydi. Saatlerce konuşarak yürüdüğümüz geceler, evime gelip sohbet ettiğimiz akşamlar, sadece birbirimize söylediğimiz bazı sırlar, Facebook'tan fake hesaplar açıp ...

tears in heaven

(The Barque of Dante, Eugène Delacroix, 1822) "Would you know my name If I saw you in heaven? Would it be the same If I saw you in heaven? I must be strong and carry on 'Cause I know I don't belong here in heaven Would you hold my hand If I saw you in heaven? Would you help me stand If I saw you in heaven? I'll find my way through night and day 'Cause I know I just can't stay here in heaven Time can bring you down, time can bend your knees Time can break your heart, have you begging please, begging please Beyond the door there's peace I'm sure And I know there'll be no more tears in heaven I must be strong and carry on 'Cause I know I don't belong here in heaven"

endymion

Kar bir aralık durmuştu. Knulp bir saniye mola verdi, şapkasında, giysisinde biriken karları silkelemek istedi, ama yapamadı. Perişan ve yorgundu. Tanrı da şimdi çok yakınındaydı. Işıklı gözleri iri iri açılmış, güneş gibi parlıyordu. "Eh artık hoşnut ol!" dedi Tanrı, "yakınmanın ne yararı var? Bütün olup bitenler iyi ve doğruydu ve hiçbiri de başka türlü olamazdı. Bunu gerçekten göremiyor musun?" Knulp yine yürümeye başladı. Yorgunluktan sallanıyordu; ama bunu hiç duyumsamıyordu. İçi adamakıllı ferahlamıştı ve Tanrı'nın söylediği şeylerin hepsine minnet duyarak hak veriyordu. "Bak!" dedi Tanrı, "ben seni olduğundan başka türlü kullanamazdım. Sen benim adıma gezip durdun, benim adıma bir yerde oturan insanlara bir parçacık özgürlük özlemi götürdün, benim adıma çılgınlıklar yaptın ve kendinle alay ettirdin; sende benimle alay edildi; sende ben sevildim. Sen benim çocuğumsun, kardeşimsin, benim bir parçamsın. Sen hiçbir şeyi bensiz tatmadın, ...

post hoc non est propter hoc

"will you realize what has happened here will you repair all the falling tears as long as I'm hopeing will recover it all rediscover. nobody knows the pain, it's all just been hard from here. nobody knows... nobody knows a pain that you're in, no one will try to understand.. nobody knows the life that you've lived, nobody cared, no one was there..."

en ce moment

"lili! take another walk out of your fake world  please put all the drugs out of your hand  you'll see that you can breath without not back up  some much stuff you got to understand  lili! you know there's still a place for people like us  lili! easy as a kiss we'll find an answer  put all your fears back in the shade  don't become a ghost without no colour"