Ana içeriğe atla

Kayıtlar

eski bir arkadaşın ardından bende kalanlar ve kalmayanlar

Bülent’in ölüm haberini ilk duyduğumda, onu yakından tanımış herkesin vereceği tepkiyi ben de verdim: “Gene bir şaka yapıyor ama dur bakalım, altından ne çıkacak?” Şaka değilmiş. Bülent Parlak’la yanlış hatırlamıyorsam 2008 yılında tanıştık. Önce internet üzerinden başlayan muhabbetimiz, -benden kaynaklı tembelce ertelemeler sebebiyle- ancak aylar sonra yüz yüze gelmemizle devam etti. Bülent’le, 2011 yılının temmuz ayında arkadaşlığımızı sonlandırdık. İtiraf etmekte mahzur yok; arkadaşlığımızı bitiren sözün ima ettiği şey doğru ama kelime seçimlerim baştan sona yanlıştı. Bugün olsa, yine aynı şeyi kastederek konuşurdum, fakat kelimelerimi özenle seçerdim. İkimizin de ekim ayı doğumlu terazi burcu olmamızdan mı kaynaklıydı, neydi bilmiyorum ama hayatımda Bülent kadar iyi anlaştığım kimse olmadı. Ruh ikizim gibi bir şeydi. Saatlerce konuşarak yürüdüğümüz geceler, evime gelip sohbet ettiğimiz akşamlar, sadece birbirimize söylediğimiz bazı sırlar, Facebook'tan fake hesaplar açıp ...

tears in heaven

(The Barque of Dante, Eugène Delacroix, 1822) "Would you know my name If I saw you in heaven? Would it be the same If I saw you in heaven? I must be strong and carry on 'Cause I know I don't belong here in heaven Would you hold my hand If I saw you in heaven? Would you help me stand If I saw you in heaven? I'll find my way through night and day 'Cause I know I just can't stay here in heaven Time can bring you down, time can bend your knees Time can break your heart, have you begging please, begging please Beyond the door there's peace I'm sure And I know there'll be no more tears in heaven I must be strong and carry on 'Cause I know I don't belong here in heaven"

endymion

Kar bir aralık durmuştu. Knulp bir saniye mola verdi, şapkasında, giysisinde biriken karları silkelemek istedi, ama yapamadı. Perişan ve yorgundu. Tanrı da şimdi çok yakınındaydı. Işıklı gözleri iri iri açılmış, güneş gibi parlıyordu. "Eh artık hoşnut ol!" dedi Tanrı, "yakınmanın ne yararı var? Bütün olup bitenler iyi ve doğruydu ve hiçbiri de başka türlü olamazdı. Bunu gerçekten göremiyor musun?" Knulp yine yürümeye başladı. Yorgunluktan sallanıyordu; ama bunu hiç duyumsamıyordu. İçi adamakıllı ferahlamıştı ve Tanrı'nın söylediği şeylerin hepsine minnet duyarak hak veriyordu. "Bak!" dedi Tanrı, "ben seni olduğundan başka türlü kullanamazdım. Sen benim adıma gezip durdun, benim adıma bir yerde oturan insanlara bir parçacık özgürlük özlemi götürdün, benim adıma çılgınlıklar yaptın ve kendinle alay ettirdin; sende benimle alay edildi; sende ben sevildim. Sen benim çocuğumsun, kardeşimsin, benim bir parçamsın. Sen hiçbir şeyi bensiz tatmadın, ...

post hoc non est propter hoc

"will you realize what has happened here will you repair all the falling tears as long as I'm hopeing will recover it all rediscover. nobody knows the pain, it's all just been hard from here. nobody knows... nobody knows a pain that you're in, no one will try to understand.. nobody knows the life that you've lived, nobody cared, no one was there..."

en ce moment

"lili! take another walk out of your fake world  please put all the drugs out of your hand  you'll see that you can breath without not back up  some much stuff you got to understand  lili! you know there's still a place for people like us  lili! easy as a kiss we'll find an answer  put all your fears back in the shade  don't become a ghost without no colour"